Tolstoy Kimdir

Tolstoy Kimdir
Tolstoy

Rus edebiyatı yazarı, düşünür Lev Tolstoy’un hayatı, düşünceleri ve eserleri hakkında detaylı açıklayıcı biyografik bir makale. Bugüne kadar etkisi devam etmiş 19. yüzyılın en büyük yazarlarından biri olan ve hümanizmanın aynı zamanda dünya edebiyatının en önemli temsilcilerinden biri olan Tolstoy’u bilmek, anlamak, düşüncelerini öğrenmek, onun hayatına ışık tutmak kuşkusuz her hakikat yolcusunun vazifesidir.

Tolstoy’un Hayatı

Büyük yazar, çileli ruh, hümanizmanın önemli temsilcilerinden biri olan ve dönemimize değin etkisini sürdürmüş olan Lev Tolstoy 1828 yılında doğdu. O, Rusya’nın Yasnaya Polyana bölgesinde asil bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Tolstoy’un babası Nikolay Tolstoy, Tolstoy’un doğduğu bölgede büyük biri olarak görülüyordu. İlk gençliğinde yüksek ve özel bir eğitim gördü. Tolstoy gençliğinin başlarında tanıdığımız Tolstoy’dan çok daha uzak bir kişiliğe ve görüşlere sahipti. Tolstoy katıldığı Kırım savaşında insan öldürmüş, düellolara katılmış, kumar oynamış, köylülere karşı kötü işlerde bulunmuş ve kendi deyimiyle ‘havadar’ bir yaşam sürmüştü. Tolstoy kendi söylemiyle gençliğinin on yılını bu şekilde geçirmiş olmanın pişmanlığı ve acısıyla yaşadıklarını eserlerine dökme ihtiyacı duymuştu. O hayatının bu döneminde belki de kendi adına hayatının dönüm noktasını yaşamış ve kendi deyimiyle ‘kötünün şöhretinden’ ayrı bir yola girmişti. Tolstoy ilk gençliğinde aldığı eğitimin, deneyimlerin ardından Rusya’nın en eski ve merkezi şehirlerinden biri olan Kazan şehrine gitti. Tolstoy burada yüksek öğretime katıldı. Tolstoy Kazan üniversitesinde iyi zamanlar geçirdi ve eğitimini burada tamamlayamadı. Tolstoy Kazan üniversitesindeyken fikirleriyle tanışıp fikirlerini özümsediği ve hayran kaldığı Jean-Jacques Rousseau’yu öğrendi. Kazan üniversitesinde eğitimine devam ederken ülkesinde çıkan 1853 Kırım savaşı dolayısıyla kendini orduya katılma zorunluluğunda buldu. Tolstoy bu durumdan dolayı Kazan’ı terk edip savaş için Kırım’a gitti. Tolstoy 1854-55 yılları arasında Osmanlı Devleti ve Rus Çarlığı arasında gerçekleşmiş olan meşhur Sivastopol savaşında asker olarak bulundu. Yazdığı bazı eserler; Diriliş, Savaş ve Barış, İnsan neden yaşar, Çocukluk ilk gençlik üçlemesi, Anne Karenin, Hacı Murat, Üç ölüm, İvan İlyiç’in Ölümü, Aile mutluluğu.

Tolstoy’un dönüm noktaları

Tolstoy Kırım’daki savaş sona erince ordudan ayrılıp 26 yaşındayken batıya yöneldi. Tolstoy Rusya’nın batısındaki bir diğer önemli merkez olan Petersburg’a yeni bir yaşam için gitti. Tolstoy Petersburg şehrinde yeni yaşamında kendi adına önemli değişik atılımlarda bulunmuştu. Burada geçirdiği zaman içerisinde edebiyatçılar, şairler, düşünürler, her alandan entelektüel kişi ve gruplarla tanışmıştı. Herkes Tolstoy’u asil ve yüksek mertebedeki biri olarak görüyordu. Tolstoy burada edebiyat alanında çalışmalar yaparak kendine değer katmış ve geniş çevrelerce tanınan bir kişi haline gelmişti. Tolstoy ve çevresindeki aydınlar o dönem Rus halkı için yazılar yazıp, fikirlerini posta yoluyla aktardılar. Tolstoy kitaplar ve Polyanna isminde bir gazete çıkarttı. Tolstoy bu olanları bencilliği, şan şöhreti için yaptığını hissetti. Tolstoy tüm bunları yapmayı bırakıp kendi köşesine çekildi. Tolstoy bu dönemin sancılarını daha sonra bizlere İtiraflarım adlı kitabında detaylı bir şekilde anlatacaktı. Tolstoy Petersburg’da kendisine başka kapıların açıldığı bu dönemde Avrupa’yı görme, tanıma, ilham edinme amacıyla Avrupa’nın gelişmiş yerlerine seyahatlerde bulundu. Paris’i, Cenevre’yi, İtalya’nın bazı şehirlerini, Almanya’nın önemli yerlerini gördü ve bu şehirlerde Avrupa kültürünü öğrendi. Tolstoy Avrupa’da geçirdiği süre boyunca Avrupa’nın önemli düşünür ve fikir adamlarıyla buluşup önemli fikirler edindi. Tolstoy kendisinden etkilendiği düşünürlerden biri olan Proudon ile tanıştı. Tolstoy daha sonra eğitim projesinin temel fikirlerini atması için kaynak olacak olan Aurbech, Froebel, Herzen gibi isimlerle tanıştı.

 Tolstoy bu dönemini şöyle açıklar; “Nasıl daha iyi yaşayabilirim sorusuyla yaşıyordum. Bu halim rüzgarlarla sürüklenen bir kayığa oturmuş insanın haline benziyordu”. Tolstoy Avrupa’ya iki kez seyahate çıkmıştı ve seyahatleri boyunca yetkinleşmeyi, bilgi konusunda ilerlemeyi amaçlamıştı. Tolstoy bir keresinde Fransa’nın Paris şehrinde bir insanın giyotin yoluyla idam edildiğine şahit olmuştu ve bize bu olayı aktarırken şunları söyledi; bu olaydan sonra insanın kendi adına ilerleyişinin ne kadar zor olduğunu gördüm bu olayı bütün varlığımla kavramıştım”. Tolstoy’un hayatının bu döneminde etkilenip okurlarına anlattığı bir diğer olay da genç yaşta ölen kardeşinin ölümüydü. “Niçin var olduğunu anlamadan, acı içinde öldü”. Tolstoy Avrupa gezisinden sonra kendi köyüne yerleşti.  Tolstoy köyüne döndüğünde Avrupa’dan edindiği ‘serbest eğitim’ fikrini kendi açacağı okulun ana prensibi haline getirdi. Tolstoy ana vatanına döndüğü bu dönemde Rusya’da kölelere özgürlük hakları verilmişti. Tolstoy sulh hakimliği görevini üstüne alıp bu görevde bir sene kaldı. Tolstoy halkı eğitmek için açtığı okulu da çok uzun zaman sürmeden kapattı. Tolstoy bu dönemde dergiler yayınlamış ve halka faydalı olmaya çalıştı. Tolstoy daha sonra tüm bu olanlardan vazgeçmiş tüm çalışmalarını durdurdu. Tolstoy bu dönemde her şeyi boş vermişti. Tolstoy doğal ve sade bir hayat amacıyla Rusya’nın Güney Urallar bölgesine yakın Baş Kırlara gitti.

Tolstoy’un Gençliği

 Tolstoy Baş Kırlar dan dönünce kendisine bir aile edinme fikrini gerçekleştirmek istedi. Kendisi uzun yıllar dost olduğu Moskovalı bir aileden Sofya isimli biriyle evlendi. Tolstoy çalkantılı aşk hayatında bu ailedeki başka kadınlara da aşk beslemişti. Sofya isimli çocuklarının onun için uygun bir eş olduğuna kanaat getirdi. Tolstoy kendisine mutlu bir aile kurup hayatın anlamını, yaşama amacını çözdüğünü sandı. Tolstoy için oluşan aile, yeni şartlar onu daha da sıkıntıya soktu. Tolstoy gençliğinden beridir yaşadığı içsel çatışmalara yeni bir boyut kazandırmış olduğunu şöyle anlatır; “Kusursuzlaşma çabam yerini kendimin ve çocuklarımın rahat yaşaması çabasına dönüşmüştü”. Tolstoy hayatının bu döneminde büyük bir servete ve rahat yaşam imkanına sahip biri olarak yaşıyordu. Tolstoy 6 bin dönüm araziye, üç yüz altına, bir çiftliğe sahipti. Tolstoy mal varlığını hiçe sayıp ona göre yaşamıyordu. Tolstoy kaldığı yerlerde saygı gören ve insanların minnet duyduğu biriydi. Tolstoy bu dönemde halktan ve toplumdan iyice uzaklaşmış ve kendine dönük soruları sormaya devam etti. Tolstoy hayatının bu döneminde intihar fikirlerine kapıldı ve bunun üzerine çokça düşündü. Tolstoy bu düşünceleri hakkında şöyle açıklamalarda bulundu; “Hayattan korkuyordum. Hayattan kaçıyor durumdaydım ama her şeye rağmen umut etmeye devam ediyordum.”. o çabanın, insanoğlunun amacının ne olduğu sorusunu tüm eserlerinde dile getirdi ve acılarını derinlerden bize aktardı.

Hakikat Arayışı

 Tolstoy hayatının bu evrelerinde orta yaşlarda aradığı cevapların sorularını bilim alanında sormaya başladı. Tolstoy bu alanlara yöneldiğinde 50 yaşındaydı. Tolstoy tecrübi bilimlerden yana denemişti şansını. Tolstoy bunların zirvesini, hakikatin en uygun yolu olarak matematiği ele aldı. Tolstoy diğer bilimlerin bu konuda zayıf olduklarını düşündü. Tolstoy teorik olarak yani tecrübeden önce aklı kullanıp sonuçlara varmaya çalışan bu bilimlerde metafiziği de önemsemişti. Gençliğinden beridir bu bilimlerden etkilenmiş olan Tolstoy, bu konularda tekrar yoğunlaşmıştı. Fizyoloji, psikoloji, sosyoloji gibi bilimlerin önemli olduğunu çok kez düşünmüştü ve bunları vurguladı. Deneyci bilimlerin yeterli cevap vermediğini ve tatmin olamadığını düşündü. Tolstoy bir dönem filozofların varlık problemine dair getirdikleri cevaplardan tatmin olamadı ve onları es geçti. O büyük düşünür ve filozoflardan Buda’yı ve Sokrates’i okuyup anlamaya, hakikatin onların düşüncelerinde olduğunu saptamaya çalıştı. Onun bizlere de söylediği üzere bu tür büyük isimlerde ve bilimde istediği cevaplara erişemedi.

Tolstoy
Tolstoy

Tolstoy hakikate ve arayışlarının sonucuna ulaşamamışları ve onların çözümlerini dört ayrı sınıfta görüyordu. Birincisi, bilgisizlik yoluydu. Bilgisizlik yolunda olan insanların çoğunun kadın ve saf insanlardan oluştuğunu düşündü. İkincisi, hazcı ve zevk düşkünü olan insanların yoluydu. Ona göre bu gruptaki insanlar; yeme içme, cinsellik, eğlence ile yaşıyorlardı. Tolstoy’a göre bu insanlar bilginin, erdemin, sanatın önemini kavrayamamış ve umursamamış kimselerdi. Tolstoy’un sınıflandırdığı bir diğer grup ise enerjiyi sahiplenmeyen gruptu. O, bu insanların amaçsızlığın ve var olmamanın önemli olduğunu zanneden kişiler olduklarını düşündü. O, kendisini de bu gruba aldı ve öyle olduğunu fark etti. Dördüncü yolu ise zayıflık ve acınası bir durumun tezahürü olduğunu düşündü Tolstoy. Tolstoy bu gruptakilerin kendini kandırdıklarını düşündü. Tolstoy’a göre bu gruptakiler ölümün yaşamdan iyi olduğunu biliyorlardı fakat umut etmeye devam ettiklerini düşündü. Tolstoy kendisini daha sonra bu grupta gördü. Kendisi ve dördüncü grup hakkında şöyle söyledi; “Benim grubumun insanları kendini çelişkilerden kurtarabiliyorlardı”. Tolstoy kendi için bir gerçeğin farkında vardı. Tolstoy’a göre geçmişteki tüm insanlar kendileri için bir cevap bulmuşlardı o neden bulamasındı? Tolstoy bu anlamı düşünüp anlamı bulma ihtimalinin arttığını düşündü ve karanlık düşüncelerinin hâkim olduğu bu dönemden çıktı. Tolstoy akla dayalı bilginin kendisini hayatın anlamsız olduğu fikrine ittiğini düşündü. O, ilerleyen süreçte akıl çizgisinden ayrılıp kendini inanca verdi ve hayatın anlamına inançla varılabileceğini düşündü.

Tolstoy
Tolstoy

Tolstoy’un düşünceleri

 Tolstoy hayatının bu evresinde inanca yönelmiş ve büyük kutsal din öğretilerini barındıran kitapları okumaya başladı. Tolstoy kendini dindarların hakikate ulaştığına ikna etmiş ve Hristiyan’ca yaşamaya başladı. Tolstoy hakikati Hristiyanlıkta bulduğunu sandı ve ona göre yaşadı. Tolstoy tüm bu süreçleri ömrünün ve sorgularının son döneminde kaleme alacağı İtiraflarım adlı eserinde dile getirdi. Tolstoy Hristiyanlığın çelişkili hususlarında, meselelerinde derinleşmeye başladıkça yanıldığını fark etti. Tolstoy bu dönem için şöyle söyler; “Akıl yoluyla edinilen bilginin insanı yanılgıya götürdüğü görüşü beni hataya götürdü”. Tolstoy tanrıyı aradığı bu dönemden de başarıyla çıkamadı.  Tolstoy kendini bir süre tanrıya adayıp mutlu olduysa da kendini yine şüpheler içerisinde buldu. Tolstoy böylece aradığını ruhu kurtarmakta onu beslemekte olduğunu düşündü. Bu anlamı halk, önderler ve geçmişte yaşamış insanlar iyi bilmiş ve sonunda o da öğrenmişti. Tolstoy böylece üç yıl geçirdi ve bu dönemi iyiliğe dönme olarak değerlendirip adlandırdı. O, hayatın anlamını artık kavramış ve ortak hakikatlere uyulması gerektiğini öğrenmiş şekilde yaşamına devam etti. Tolstoy iyinin, geleneklerin ve dinin gerekliliklerini yerine getirme çabası içine girdi. Tolstoy yaşlılığında da bu düşüncelerini sürdürdü. Tolstoy 1910 senesinde evinden ayrılıp gittiği bir istasyonda hastalanarak 82 yaşında hayata veda etti. O hayatını sorguyla ve iyilikle tamamlamaya çalışmış biriydi.

bilgi oku